"Hikayeler ancak onları anlatabilenlerin başından geçer."

"Hikayeler ancak onları anlatabilenlerin başından geçer."
Değer verdiğim biri beni böyle resmetmişti...

31 Aralık 2009 Perşembe

 

 

Gri mont giymiş olan hanım kanaldaki rehberimiz,ismini hatırlayamıyorum ne yazıkki..., Havada gördüğünüz siyah-beyaz kuşlar cormorantlar. Adacıklara konduklarındaki halleriyle uzaktan penguen kolonilerinden farkları yok.
Posted by Picasa
 
İşte Jules Verne'nin Dünyanın Ucundaki Fener'i. Ushuaia dan kalkan tekne yarım günlük bir turla Beagle kanalı içinde hoş bir gezi yaptırıyor,hava izin veriyorsa feneri de görüyorsunuz. Beni çok heyecanlandırmıştı, eski bir dostu yıllar sonra görmek gibiydi. Eski bir Yaghan yerleşimini de gördük, ev denilen yer yarım metre derinliğinde bir arkeolojik çukurdan ibaret aslında. Kanalda ayı balıkları ve cormorant adlı penguene benzeyen ve fakat ondan farklı olarak halen uçabilen haynaları gözlemleyebileceğimiz adacıklara yaklaşıp fotoğraflar çektik. Ayıbalıkları felaket kokuyorlar. Tek erkeğin 6-7 dişili koloniler halinde yaşadığını söyledi rehberimiz.
Rehberimiz Kuzey Arjantin'den binlerce km güneye uçup ekmek parası peşinde gırtlağını yırtarak anlatmaya çalışıyor, sevimli bir genç hanım, 20 lerinin sonunda olmalı. Ailesinden bu kadar uzak olmak onun seçimi mi?, Denize düşse kurtulacak kadar yüzme bilir mi?, Gruptaki kolonial alışkanlıkları genetiğine yansımış gözüken üsttenci İngiliz'in rahatsız edici hallerine olumsuz karşılık vermeyişi alacağı paranın hürmetine mi? Bu güzel kümülüslerin altında Atlantik'le Pasifik'in birleştiği bu güzel coğrafyada Yaghanlardan bugüne insanın hallerini düşünürken, tarih de güncel de neden beni mutlandırmaktan daha çok acıtıyor?
Posted by Picasa

29 Aralık 2009 Salı

Ushuaia

 
Tierra Del Fuego yani Ateş Toprakları'nın içindeki bu küçük kasaba zamanında "Fin del Mundo", Dünyanın Ucu imiş. Aslında bugün Macellan Boğazı ya da orada kullanılan şekliyle Beagle kanalı'nın diğer tarafında Şili'ye ait bir kasaba daha var, Dünya'nın Ucu'nda. Heyhat isim hakkını Ushuaia kapmış. Ondan sonra Antartica... Yıllarca burası Arjantin hükümetinin ağır suçlular hapishanesi olmakla ünlüymüş. Soğuk ve ağır doğa şartları ve ayda yılda bir gelen tren dışında hiçbir ulaşım imkanının olmayışı burayı olduğu haliyle bir açık hapishane yapmış. Sadece 1 efsane mahkum kaçabilmiş buradan. Darwin buraya ilk geldiğinde burada yaşayan kısa kol ve bacaklı O-bain deformiteli, çekik gözlü, esmerce tenli(fotoğrafları öyle görünüyor ama bu soğuktan korunmak için vücutlarına sürdükleri ayıbalığı yağı ve toprak karışımı nedeniyle olabilir mi?) Yaghan Yerlileri'ni "İnsan ırkının en aşağı temsilcisi" olarak adlandırmış. Bunlardan Jemmy Button ismini alan biri sömürgeciler tarafından yerinden alınarak "medeni"giysiler içinde İngiliz kralına hediye edilmiş, bu tarif edilen kadarıyla pek de hakça bir biçimde olmamış. Thomas Bridges adlı bilim adamı Yaghan dilini çözmüş ve bugüne kalan binlerce kelimelik bir sözlük hazırlamış.Kısa zamanda yerliler Hristiyan misyonerlerin etkileri altına alınmışlar. Ancak Yaghanlar'ın pekçoğu tüberküloz ve kızamıkla tanışarak ölmüş, bir kısmı da sömürgecilerin acımasızlıklarına hedef olmuş. Sebeplerin oranı bilinmez ancak bugün halen yaşamakta olan son Yaghan Ateş Toprakları'nın Şili'ye ait kısmındaymış.
Posted by Picasa

Arjantin, Dünyanın Sonundaki İstasyon

 
Posted by Picasa



Arjantin'e gitmenin bence en fantastik yönü bu...Dünyanın Ucundaki Fener, Dünyanın sonundaki postane, Dünyanın sonundaki tren, istasyonu vs. Oradayken, bu isimleri duygukça sanki bir adım sonra bir "uç" tan düşecekmiş gibi oluyordum. Hava sıcaklığının pek de düşük olmadığı yaz mevsiminde gittiğimizden açık bir havada kümülüs bulutları dışında hiçbirşeyin gölgelemediği masmavi bir gök altında gezindik oralarda.
 
Posted by Picasa

Merhabalar,

Bilgisayara olan ilgim(!), sevgim(!) ötesinde yazdıklarımı, gezdiklerimi paylaşmak mecburiyeti ile yanıp tutuştuğum bir gece vakti Picasa'nın armağanı olarak yeni yıla girmeye az kala internet ortamında kendime ait bir köşecikteyim. Vakit buldukça yazmaya çalışacağım. Bu benim çok zamandır düşlediğim fakat olağanüstü zorluklarla karşılaşacak oluşuma dair korkularla ertelediğim bir buluşma.
Bu anı tekrar hatırlamama yardım etsin diye birkaç küçük bilgi:
Yer: Ev, Salon, Yemek masası
Fon: Erkan Oğur seçkisi çalar,
Nezih çoktan uykuda,
Biraz önce zil çalan karnım çocukluktan kalma şekerli yoğurt ve ekmek alışkanlığımla doyurulmuş,
Uyku: Ertelenmiş
Zihin cin gibi,
Eller onparmağa özenirken yazar...