Mart ayının benim için uğuruna inandım. Geçen yıl da mart ayında doğum yapacak hastalarımın ay başında yoğunlaşması sayesinde ayın ikinci yarısında Güney Amerika gezimi planlamış ve yapmıştım. Bu gezi için tekrar teşekkürler kuzen Ülke'ye.
Bu mart ayı da benim için değerlendirilmesi gereken bir zamandı, bu kez de Dubai'de yaşayan kardeşim Didem ile Tayland'a gitmeyi planladık. Kararın hemen ertesinde kardeşim şaşılası becerisi ile Tayland'da yapılabilecekleri tarayıp beni bilgilendiriyor, uçuş için Abu Dabi Havayolu Etiyad'ın konforlu fakat daha ucuz olduğunu belirliyor, bana sadece bu mail yağmurunu içerdiği seçeneklerden istediklerimi belirlemek kalıyordu. Kardeşim lüksü sevdiğinden otel seçimi çok kez onun ihtiyaçlarına sadık kalınarak yapıldı, ancak bu otellerdeki yaşantılarımda hissettiğim sahip olunan olağanüstü maddi konforun yanında, (çok daha ağırlıklı) heran bir çarka kapılmış gibi sizi de içinde sürükleyen müsrifçe bir akışın verdiği hüzündü. Evrenin kaynaklarını, suyunu, enerjisini bu hızla tüketmenin "ben" olmadığına bir kez daha şahitlik ettim.
18 Mart günü Atatürk Havalimanı'ndan 4 saatlik uçuşla Abu Dabi, bir yıldır görmediğim kardeşimle buluşma, sadece 1 saat kadar sonra Bangkok'a havalanacak uçağa yerleşme, yolda toplam 3 film seyredilerek kazanılan ekstra bonuslar(kültürel), derken uykuya dalış, rahat bir uçuşla Bangkok Suvarnabhumi Havaalanı'ndan vizesiz sualsiz "gülen yüzler" ve "özgürlük" ülkesine giriş. Tayland bu adı bıkmadan gülen insanları ve tarihte hiç sömürgeleştirilmemiş olması ile hakediyor ancak basından izlenebileceği gibi bugün ülke demokratik ihtiyaçların karşılanması adına hak arayanların, dini ve etnik grupların, kırmızı ve sarı gömleklilerin içinde bulunduğu çatışmalara ve terör olaylarına sahne oluyor. Eve dönüşte elime geçen London Rewiev of Books'un son sayısında bir batılı Tayland'ın politik sahnesini etraflıca anlatmış, geç olsa da güncel ve geniş açılı bir fikir edinmek beni mutlu etti. Gittiğin yer hakkında "çalışmak" iyi hoş ama bir yandan da insan "turist olmanın hafifliği"nden başka, birtek sırt çantası taşımalı gezide. Tayland'a gidiyorsa bu çantada birkaçı uzun kollu tişört, sandallar (ayak masağı yaptıracaksınız kolayca giyip çıkarın diye, yüksek koruyucu faktörlü güneş kremi, sivrisinek kovucu ve kuru mevsimde bile şu naylon poşetten öte olmayan yağmurluklardan bir adet olmalı). Tayland'a gitmeden Wikipedia'ya girip edebiyat yazarlarına baktım ama Türkçe'ye çevrilmiş herhangibir kitap bulamadığım gibi bir kaç isim dışında bir edebi zenginliğin izini de bulamadım. Elde olan destanlar, masallar, mitoloji... Edebiyat henüz modernleşmede emekliyor izlenimindeyim.
Bangkok'tan Thai Havayolları'nın sabah uçağı ile kuzeye Chiang Mai'ye uçtuk, Le Meridien'e varıp şöyle bir rahatlamak için duştan sonra cumba yatak dedim ancak kalkıp kendime gelmem saatler aldı. Kardeşim çok kanallı aktivite içinde internete giriyor, TV açık, bir yandan yerleşiyor, okuyor, öğreniyor. Bense aralıklı olarak uyanıp biraz daha uyku izni istiyorum, beni kırmıyor. Ablayım ve tembelliğin tadını çıkarıyorum.
Akşama doğru nihayet otelden çıkıp otelimizin hemen önünden başlayan Gece Pazarı'nı, Chiang Mai'de pek yaygın olan ağaç işçiliğinin kimisi sıradan kimisi olağanüstü denebilecek örnekleri ve antika eşyalar satan dükkanları gezip,rengarenk ve neşe içinde sunulan değişik yemeklerden sonra, masaj kültürünün açık bekleyen kollarına kendimizi kişi başına 180 bahta teslim ediyoruz. Kaba bir hesapla 9 TL ye ayaklarınız 1 saat boyunca "iyi muamele" görüyor, siliniyor, yoğruluyor,yağlanıyor, paket edilip açılıp tekrar yoğruluyor ve pudralanıp size teslim ediliyor. Chiang Mai'de kaldığımız son akşamı ise 1 saatlik Klasik Thai Masajı taçlandırdı. Tertemiz bir yer yatağında huzur dolu küçük odalarda kibarcık genç bir hanımın verdiği bu hizmetin bedeli de; sıkı durun sadece 400 baht yani 20 TL. Şu an ucuzbilet.com da Tayland uçuşu aradığınızı görür gibiyim.
30 Mart 2010 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)