"Hikayeler ancak onları anlatabilenlerin başından geçer."

"Hikayeler ancak onları anlatabilenlerin başından geçer."
Değer verdiğim biri beni böyle resmetmişti...

12 Nisan 2010 Pazartesi

Patara Fil Çiftliği- Dev Hayvanlarla Harika Birgün

 
 
 
 

21 Martta Chiang Mai'deki ikinci günümüzde otelimizden sabah erken alındık ve Didem'in güvenilir kaynaklardan çok özel bir eğlence olduğunu öğrendiği Patara Elephant Farm'a gittik. Sabah güneş yükselmeden küçücük lagündeki nilüferleri ve ardından 25 tane irili ufaklı fili görmek çok hoştu. Bu çiftliğin sahibi genç bir Thai, adı Pad gün boyunca filler, teak ağaçlarının korunması ve arttırılması, fillerin atıklarının gübre olarak değerlendirilmesi için gösterdiği çabalarla ilgili anlattıklarından çevreye duyarlı biri gibi görünüyor. Bize biraz fillerle ilintili olarak ülke tarihi, biraz çevre bilimi, biraz da çiftliğe özel aktiviteler hakkında bilgi verdi. Tayland hükümeti fillerin ve kaplanların avlanmasını, teak ağacı kesimini yasaklamış ve amacı 20 yılda Tayland'daki ağaç popülasyonunu %30 arttırmak olan bir proje başlatmış. Bu çiftlik de yakın zamanda 2 fili doğal ortamına yeniden kazandırmış, ileri dönük amacı da fil sayısını artırarak doğaya salıverme işini her yıl düzenli olarak yapabilmekmiş. Bu çiftliğe gelen misafirler olarak sabahtan itibaren bir fili evlat ediniyor, sağlık kontrollerini yapıyor (Buna kakalarını muayene etmek ve koklamak da dahil), yediriyor, zincirini çözüp, temizliyor, yıkıyorsunuz. Ancak bu günlük rutinden sonra file binmeye hakkınız var. File binmek için herhangibir koltuk falan yok, filin boynuna oturuyorsunuz. Bunu yaparken de ya fil yerde yan yatarken, ya ayaktayken filin sağ yanında durup sağ elinizle kulağına asılırken sağ ön bacağından tırmanarak, ya da hortumuna tutunup boynuna kadar kaldırıldıktan sonra 180 derece dönerek yapıyorsunuz. Ben 2. şekilde bindim. Filimin adı Me-Kham idi. Fillerin adının başındaki "Me" anne olduklarını gösteriyor, benimki 2 kez anne olmuş. Her fil ve misafir için bir görevli gün boyunca eşlikçi oluyor ama doğrusu günün sonunda Me-Kham'la bana gözkulak olan görevlinin bizi takip eden fili kızdırıp kendini kısa süreliğine kovalatması dışında beni ürküten hiçbirşey olmadı. Sıkı durun fillerle yüzerken bile... Filler oldukça sakin ve ağır hayvanlar. Thailer "Fil gibi yürü, fil gibi ye, fil gibi yaşa derlermiş" Yürüyüşten, düşünerek ve dengeli hareket etmeyi, yemekten vegeteryanlığı kastediyorlarmış, ama "fil gibi yaşa"dan kasıt nedir onu iyi dinlememişim.
Fillere bindikten sonra Didem kendini pek rahat hisssetmedi bu yüzden kısa ve daha kolay rotayı seçti, grubun diğer kısmı ise orman içinden oldukça dik iniş ve çıkışların olduğu rotadan artık suları iyice azalmış olan bir deredeki mola verilecek lagüne dek eğlenceli bir sürüş yaptık. Filler biri diğerinin arkasından sırayı pek de bozmadan usul ve dengeli adımlarla yürüdüler.Sadece arkamdaki Hollandalı çiftin erkek üyesinin bindiği fil biraz huysuzluk çıkardı ve punduna getirip 2 fili birden geçerek benim önüme düştü. Bu arada Hollandalı bayan 5.5 aylık hamileydi ve fil üzerinde gayet rahat görünüyordu. İlk durağımız olan lagüne gelince filler byük taş blokların üzerinen akan taze suyu içmek için kimin hortumu daha uzun yarışına girdiler. Bu arada fotografta gördüğünüz tamamiyle çevre dostu soframızda muz yaprakları sergi, sofra örtüsü ve tabak ödevini yürüttü. Sticky rice denilen şeker kamışı ve hindistan cevizi ve pişmiş meyvelerle tatlandırılmış ve çeşnilendirilmiş pirinç yiyeceği muz yapraklarına sarılı, meyveler nefis tatları ve harika sunumları ile gözdoldurmakta idi. Tuzlu olarak fried chicken vardı. Şunu şöylemeliyim ki Thailer fried chicken yapmayı gerçekten biliyorlar. Filler sofradan kalanları -tabaklarımız ve masa örtüsü dahil olmak üzere- yedikten sonra isteyenler lagünde fillerle yüzdü. Filler sabah biz onları yıkarken olduğu gibi, birlikteyken de suda olmanın tadına varmaya çalıştılar. Suya girip sağa-sol yatıyorlar, birbirleri ile itişiyorlar, bu arada biz de onların üzerinde dengemizi korumaya çalışıyorduk, hayatımda yaşadığım en ilginç deneyimdi diyebilirim. Öncelikle hiç korkutucu değildi, filler-tabii birlikte yüzdüklerimiz tesadüfi değildi-, o büyük grup içinden seçilmiş ve sanırım daha uyumlu ve uslu fillerdi ve devinimleri kararlı fakat oldukça yavaş idi, kendinizi korumaya zaman burakıyorlardı. Kardeşim ve ben filler üzerindeyken ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Adeta çocukluğumuzda yakalayamadığımız "çocuk olmak" tadını kırklara yaklaşırken dünyanın bambaşka bir yerinde iki kardeş yakaladık. Sağolasın Kardeşim Didem.
Yüzme faslı da bitince tekrar fillerimize binip kampa döndük, kısa bir dinlenmeden sonra Pad'in "Advanced Riding" diye adlandırdığı, yine filin boynuna oturarak bu kez iki bacağımız filin kulaklarının arkası yerine alnına inecek ve kulaklarını ellerimizin dört parmağı ile idare edeceğimiz bir şekilde fillerin tırnak sağlığını sağlayacak dere içinden veya balçık çamurlu yollardan geçtiğimiz bir son sürüş yaptık. İleri sürüş tekniğinde fazla kalamayarak bacaklarımı yine filin kulalarının arkasına aldım çünkü filin alnında çok sert kılları var ve bunlar baldırlarıma iğne gibi battı. Sürüşün sonunda filleri son kez meyve ile ödüllendirdik. Bu arada her ne kadar gönül bağı oluşturmuş olsak da evimizde bir fil beslemeyi göze alamayacağımızı artık biliyoruz.Sorun iklim ve hacimden çok önce haftalık alışveriş problemi. Filler hergün ağırlıklarının yaklaşık onda biri kadar yiyecek tüketiyorlar, erişkin bir fil yaklaşık 3 ton ağırlığında. Market alışverişi hayli kabarık bir fatura, aldıklarınızı eve taşımak da hayli zahmetli olacaktır. Gezinin sonunda Amerikalı çiftin altın saçlı biri erkek ikisi kız üç çocuğu gezinin "en iyi üçü" olduklarında filler tarfından öpülerek kutlandılar. Harika duygularla Pad'e ve yardımcılarımıza teşekkür edip fillerimizin estetik görüntülerini hafızalarımıza kazıyarak otele dönmek üzere servis aracımıza bindik. Verdiğimiz ciddi ücretin hakkını verdiklerini düşünerek...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Chiang Mai Günleri

Chiang Mai Tayland'ın Laos ve Burma ile komşu olduğu kuzey eyaleti. Tarihteki Lanna Krallığı'nın başkenti imiş. 20 Nisan sabahı oteldeki erken kahvaltıdan sonra tur rehberimiz Banana (adının Thai dilindeki anlamı muza karşılık geldiği ve bu dilde kolaylıkla yanlış telaffuz edilebileceği için İngilizce söylenmesini tercih ediyor)bizi aldı.Yaklaşık 12 saat süren bu gezide önce Chiang Rai'den bir sıcak kaplıcada verilen dinlenme molasından sonra Golden Trianle denilen bölgeye gittik, bunun için ilkel bir motorlu tekne ile Mae Kong Nehri'ni geçtik. Bu nehir Tayland, Çin, Burma, Laos, Kamboçya ve Wietnam'ı suluyor. Kurak mevsimde olduğumuzdan nehir oldukça sakin görünüyor ancak yağışlı mevsimde korkutucu olabilecek bir potalsiyel debisi olduğu izlenimini veriyor. Nehrin bir yanı Tayland, diğer yanı Laos.
Güneydoğu Asya'nın bu bölgelerinde yakın zamana dek afyon ticareti yapılırmış ve 1 kilo afyon bir kilo altına neredeyse eşit değer taşıdığından bölge "Golden Triangle" olarak anılır olmuş. Tayland hükümeti afyon ticaretini ağır cezalarla yasaklamış ve denetlemişken Laos'ta bu durum geçerliliğini kısmen koruyormuş. Laos, Burma ve Taylandlılar dil açısından farklılıklar olmakla birlikte birbirleri ile anlaşabiliyorlar. Burma ile Tayland arasında halen sezilen bir tarihi "düşmanlık" tan sözediliyor. Tayland Hükümeti'nin yasakladığı fakat Laos'ta halen serbest olan şeylerden biri de kaplan avı. Asya kaplanları cinsel gücü arttırdığına dair olan inanç başta olmak üzre birçok nedenden avlanıyor halen. Teknemizin yanaştığı Laos'ta sevdiklerimize "buradaydık" kartı atıp ufak tefek alışverişlerin peşinde koşarken benim kaçırdığım fakat kardeşimin fotoğrafladığı büyük kavanozlarda depolanıp satılan viskilerin içinde türlü hayvanat, yılan-böcek vs yanında panter penisi de varmış. Oraya kadar gidip bu ayrıntıyı kaçırmak da hiç hoş değil doğrusu....Laos'a ayak bastığımız andan itibaren fakirliği tam anlamıyla hissediyoruz. Anneleriyle dilenen yara bere içinde bebekler,yaklaşıp ısrarcı biçimde para isteyen çocuklar bu hissin en önemli nedeni. Bu kısa Laos Ziyareti'nden sonra teknemize geri dönüyor ve dönüşte balayı çiftleri tarafından çok rağbet edilen 1000 Star Oteli'nin önünden geçerken fotoğraflıyoruz. Tayland'da karaya çıkıp aracımıza biniyor ve öğlen yemeği için açık büfe olacak bir restorana doğru yollanıyoruz. Yemekler güzel, erişteci marifetli, yemeği kotarırken turistlere şov yapıyor. Bu yemekte ilk kez tattığım birşey oldu. "Thai Pancake". Basitçe, pirinçunundan 3 cm kenarlı kare şekilli içinde tatlı harçlar, örneğim hindistan cevizi bulunan İç Anadolu'da üçgen şeklinde yapılan muskalara benzeyen buharda pişmiş tatlı yiyecekler bunlar. Yemekte gruptaki Şilili, İngiliz, İspanyollar ve kardeşim bol bol konuşup kaynaşıyorlar. Sabahtan beri minibüste yanyana oturduğum İsviçreli yaşlı bey ise zinhar ağzını açmıyor. Ben de pek kaynaşamıyorum doğrusu böyle gruplarda. "Nasılsın, nerelisin, nereleri gezdin?" bana göre pek sohbet konusu değil, daha derinliklilerine girmek de harcım değil.
Yemekten sonra bu kez Burma sınırına gidiyoruz. Sınırdaki kadın çalışan ağırlıklı ticaret hayatının şaşılası bir hareketliliği var. Akşam olmak üzere ama caddede bitmek bilmeyen insanlara, motorlara, bisikletlere, tuktuk ve otomobillere, kamyonetlere dair bir gidip-gelme hali. Birçok kişi el arabalarında meyve, kestane, yiyecek satıyor. Ben güneş gözlüğümü otelde unuttuğumdan 3 dolara bir Ray-Ban taklidi alıyorum. Burma'da yapılan elişleri, burada Chiang Mai ya da Tayland'ın diğer yerlerindeki pazarlardan daha ucuza satılıyor. Evimiz için bacaklarının iki eklemi ve boynu hareket eden tahta bir kuklayı sadece 500 bahta aldım, 25 TL yani...
Ülkeler arasındaki sınırda Mae Kong Nehri'nin bir kolu olan Mae Sai'de neşe içinde oynayan çocukları seyrettik ve fotoğrafladık.
"Sınırda olmak" bana ilginç gelir.Kısıtlayıcı olmasına rağmen "sınırı aşabilme" olasılığı nedeniyle midir, beni heyecanlandırır.
Tekrar aracımıza binip, bu kez Burma'dan Tayland'a göçen A-Ha ve Long-Neck Kabileleri'nin Köyü'ne yollandık. Bu kabileler buraya yapılan turist ziyaretleri sıarsında sattıkları el işi ürünlerle ve az miktardaki topraklarını kendileri için işleyerek yaşamlarını sürdürüyor. Özellikle Uzun Boyunlular ilginç ancak bu "boyun uzatma" içşinin sadece kadınlarca yapılıyor olması manidar. Gördüğümüz en yaşlı Uzun Boyunlu 51 yaşında bir kadındı. Dört yaşlarında iki kız çocuğu ise en küçükleri. Boyun uzatma ile ilgili siz ne düşündünüz bilmem ama bu insanların boyunlarındaki halkaları çıkarınca yaşayamayacaklarını bilmek bu uygulamanın halen devamına itiraz etmeyi gerektiriyor.